searchAKILLI ARAMA
formİLETİŞİM FORMU
tel

MENÜ

kapat

İLETİŞİMDE KALIN

BİZİ TAKİP EDİN

facebook twitter instagram youtube
kapat

AKILLI ARAMA

Size en uygun projeleri listelemek için aşağıdaki kutuları kullanın.

-
kapat

İLETİŞİM FORMU

Projelerimiz ile ilgili bilgi sahibi olmak için iletişim formumuzu doldurabilirsiniz.

İLETİŞİM FORMU

ampulFORMU DOLDURMAYA DEVAM ET
KAPATclose
LIVE IN sinpaş

Başrolde Şehirlerin Olduğu Filmler

Bazen bir film izlerken oyuncuların geçtiği sokaklar, görünen manzaralar, şehir, filmin ana karakterlerinden biridir. Heyecanlı olay örgüsü ve sizi alıp götüren hikayesi bir yana, şehrin kendisinin filme ruh katan ana ögelerden biri olduğunu hissedersiniz.

Sizin için başrolde şehirlerin olduğu, içinizde o şehrin sokaklarında kaybolma isteği uyandıracak filmlerden bir seçki hazırladık. Sinemanın büyüsüyle şehirlerden ilham veren görüntüleri bir araya getiren bu filmler sinema gecelerinize renk katacak!

Dilerseniz “Başrolde İstanbul’un Olduğu Filmler” içeriğimizi de inceleyebilirsiniz!

ROMA /
ROMA TATİLİ “ROMAN HOLIDAY” (1953)

Usta yönetmen William Wyler’ın 1953 yapımı filminde Audrey Hepburn’ü Avrupa seyahatine çıkan güzeller güzeli genç prenses Ann, Gregory Pack’i ise paparazzilik yapan Joe rolünde izliyoruz. Roma'ya vardığında sahip olduğu hayattan iyice sıkıldığını fark eden Ann, prenses olmanın getirdiği zorunluluklardan bunaldığı için sakinleştirici bir ilaçla durumu atlatmaya çalışır. İlacı aldıktan sonra şehre iner ve Roma sokaklarındaki hayatı keşfetmeye başlar. İlaç yüzünden bir bankta sızan prensesi Joe Bradley bulur ancak onun bir prenses olduğundan habersizdir. Birlikte Roma’yı keşfederler, tüm şehrin altını üstüne getirirler. Bu sırada medya prensesin kaybolduğu haberleriyle çalkalanmaktadır. Audrey Hepburn’ün büyük bir çıkış yakaladığı, deyim yerindeyse keşfedildiği film, hem harika bir aşk hikayesi hem de nefis bir Roma turu için kesinlikle izlenmeli!

NEW YORK /
BABA “THE GODFATHER” (1972)

Francis Ford Coppola’nın kült üçlemesi The Godfather’ın her filminde en önemli sinematografik ögelerden biri, birçok hesaplaşmaya şahit olduğumuz New York sokakları. 40’lar ve 50’lerin Amerika’sında, bir İtalyan mafya ailesinin epik öyküsünü izlediğimiz filmde Don Corleone’nin kızı Connie’nin düğününde, ailenin en küçük oğlu ve bir savaş gazisi olan Michael, babasıyla barışır. Bir suikast girişimi Don’u artık işleri yönetemeyecek duruma düşürünce, ailenin başına Michael ve ağabeyi Sonny geçer. Danışmanları Tom Hagen’in de yardımlarıyla diğer ailelere savaş açan Corleone ailesi, eski moda yöntemleri de değiştirmeye başlar. Filmin geçtiği sokaklar, New York, filme bir ruh katıyor, mutlaka izlemelisiniz.

BERLİN /
BERLİN ÜZERİNDEKİ GÖKYÜZÜ “WINGS OF DESIRE” (1987)

Alman yönetmen Wim Wenders’in kült filmi Berlin Üzerindeki Gökyüzü, bize yeryüzündeki iki meleğin gözünden Berlin’i kuş bakışı izleme şansı veriyor. Savaş sonrası duvarla ikiye bölünen Berlin’de insanları gözlemleyen Damiel ve Cassiel isimli iki melek insanlara görünmeseler de tüm yalnız ve depresif ruhlara yardım ederler. Şehrin yaşadığı yıkımın ve tarihin yakın tanıkları olan melekler, insanların üzücü düşüncelerini duydukça onları rahatlatmaya çalışır. Bir gün Damiel, güzeller güzeli bir artist olan Marion'a aşık olur ve hayatı tecrübe edebilmek için insana dönüşmeyi diler. Aşka ve insan olmaya dair bu dokunaklı hikaye, Berlin sokaklarından muhteşem görüntülerle size de ilham verecek.

LONDRA /
AŞK ENGEL TANIMAZ “NOTTING HILL” (1999)

William Thacker Batı Londra, Notting Hill'de yaşar, bir kitap dükkanı vardır. Bir gün dünyaca ünlü film yıldızı Anna Scott'un dükkanına gelmesi ile William'ın yaşamının akışı değişir. Birbirini takip eden komik olaylar sonunda Anna ile William çıkmaya başlarlar. Başrollerinde Julia Roberts ve Hugh Grant’i izlediğimiz, aşkın engel tanımayacağına ilişkin bir 90’lar romantik komedi klasiği olan film, sizi Londra sokaklarında, parklarında muhteşem bir yolculuğa davet ediyor.

PARİS /
AMELIE (2001)

Anne ve babasını kaybetmiş olan Amelie, kendini başka insanları mutlu etmeye adamıştır. Onlara hiç belli etmeden küçük iyilikler yaparak mutlu olmalarını izler. Fakat bir gün kendi yalnızlığını fark eder. Amelie kendi mutluluğu için çabalarken, bizi de Paris’in şiirsel güzellikteki sokaklarında kaybolmaya davet ediyor. Başrolde Audrey Tautou’nun muhteşem oyunculuğuyla 5 dalda Oscar’a aday gösterilen film, güncel sinemanın ses getiren, mutlaka izlenmesi gereken yapımlarından biri!

BARSELONA /
İSPANYOL PANSİYONU “L’AUBERGE ESPAGNOLE” (2002)

Fransız öğrenci Xavier, geleceği ve kariyeri için bir adım atmaya karar verir, İspanyolca öğrenmek için Erasmus öğrenci değişikliği ile Barselona'ya gider. Uzun bir arayışın ardından değişik ülkelerden 6 gencin yaşadığı bir eve yerleşir. Farklı kültürlerden gelen gençler birlikte yaşamaya başladıkça birbirlerini daha yakından tanır, dostluğun evrensel dilinde birleşerek özel bir ilişki kurarlar. Türkiye’deki ilk gösterimi İstanbul Film Festivali’nde gerçekleşen ve büyük ilgi gören film, zengin oyuncu kadrosuyla da göz dolduruyor. İspanyol Pansiyonu sizde de sırt çantanızı alıp Barselona’yı keşfetme isteği uyandıracak, mutlaka izlemelisiniz.

MEXICO CITY /
FRIDA (2002)

Dönemin baskıcı politikalarına baş kaldıran, ülkedeki tanınmış tek kadın ressam: Frida Kahlo. Sanat dünyasının en güçlü figürlerinden Frida Kahlo’nun ilginç yaşam hikayesini izleyebileceğiniz Frida, dönemin Mexico City’sinin ruhunu eşine az rastlanır, ilham verici, renkli görüntülerle size yaşatacak, mutlaka izlenmesi gereken bir film!

TOKYO /
BİR KONUŞABİLSE “LOST IN TRANSLATION” (2003)

Orta yaşlı, evli ve çocuklu Amerikalı aktör Bob, bir reklam çekimi için Japonya’ya gelir. Tokyo’da kaldığı otelde, fotoğrafçı kocasıyla birlikte şehre gelmiş, sevimli ama ciddi bir başka Amerikalı olan genç Charlotte ile tanışır. Dillerine ve kültürlerine uzak oldukları bu insanların ülkesinde iletişimsizlik denizinde boğulan iki yabancı birlikte Tokyo’da bir hafta sonu geçirir, şehri ve kültürü keşfederler. Bill Murray ve henüz 20 yaşındaki Scarlett Johansson’un muhteşem performansını izlediğimiz film, birçok dalda Oscar’a aday gösterilmiş, En Özgün Senaryo ödülünü de kazanmıştı. Tokyo’ya iki yabancının gözünden eşsiz bir bakış açısı getiren bu filmi mutlaka izlemelisiniz!

İSTANBUL /
İSTANBUL HATIRASI: KÖPRÜYÜ GEÇMEK “CROSSING THE BRIDGE” (2005)

Fatih Akın’ın belgesel filminin merkezinde İstanbul ve İstanbul’un sesleri var. Eşsiz şehir manzaraları eşliğinde İstanbul’dan grupların ve müzisyenlerinin performanslarını izlediğimiz film, herkesin içinde kendinden bir parça bulabileceği türden bir yapım.

Alman müzisyen Alexander Hacke, hiç Türkçe bilmemesine rağmen şehri ve müziğini anlamak üzere İstanbul’a gelir, otelinde bir müzik üssü kurar. Hacke, underground sesleri keşfetmek üzere yolculuğuna Beyoğlu sokaklarında başlar. Narmanlı Han, TRT Otoparkı, Büyük Londra Oteli ve eski Babylon gibi mekanlarda, bizi Beyoğlu’nun yakın geçmişinde nostaljik bir yolculuğa çıkarır. Sezen Aksu, Erkin Koray, Müzeyyen Senar, Duman, Replikas, Ceza gibi şehrin klasik ve alternatif seslerini dinlediğimiz İstanbul Hatırası, İstanbul’a ve şehrin müziğine dair asla kaçırılmaması gereken, şimdiden kült niteliğinde, bir belgesel film.

tags Etiketler: Sinema, Film, Sanat

#liveinsinpaş

Şu İçerikler de Hoşunuza Gidebilir:

E-BÜLTEN

e-mail adresinizi giriniz